UNESCO Dünya Mirası Pamukkale'nin oluşumu, antik Hierapolis kenti ve travertenlerin ardındaki jeolojik hikaye.
Güneybatı Türkiye’de, Denizli’nin yakınında yükselen beyaz travertenler binlerce yıldır insanları büyülüyor. Türkçede “pamuk kale” anlamına gelen Pamukkale, yalnızca görsel ihtişamıyla değil; üzerinde kurulu antik kentin tarihi ve jeolojik eşsizliğiyle de dünyanın en özel doğal alanlarından biridir.
Beyaz Teraslar Nasıl Oluştu?
Pamukkale’nin oluşumu, yeraltından gelen termal suyun yüzeye çıkması ve soğuma sürecinde kalsiyum karbonatı çöktürmesiyle gerçekleşir.
Süreç şöyle işler:
- Yeraltında 35-100°C arasında ısınan su, karbondioksitten zengin kayaç katmanlarından geçerek yüksek miktarda kalsiyum bikarbonat çözer.
- Yüzeye çıkan su soğudukça karbondioksit gazı uçar ve kalsiyum bikarbonat, kalsiyum karbonata (kireçtaşı) dönüşerek çökelir.
- Binlerce yıl boyunca katman katman biriken bu mineral, kademe kademe yükselen beyaz terasları oluşturur.
Teraslar hâlâ canlıdır; her yıl birkaç milimetre büyümekte ve şekil değiştirmektedir. Bu nedenle ziyaretçilerin yalnızca belirli güzergahları kullanmasına izin verilmektedir.
Antik Hierapolis: Suların Şehri
Kalsiyum karbonatın beyaza boyamış tepelerinde, M.Ö. 190 yılında Bergama Krallığı tarafından bir şifa kenti kuruldu: Hierapolis (“kutsal şehir”).
Roma İmparatorluğu döneminde en parlak çağını yaşayan kent, kaplıcaların şifa verdiğine inanan binlerce hastayı ve Anadolu’nun pek çok bölgesinden gelen hac ziyaretçisini ağırladı. Apollon Tapınağı, tiyatro (yaklaşık 15.000 kişilik), büyük nekropolis (antik mezarlık), nymphaeum (çeşme yapısı) ve erken Hristiyan anıtı Martyrion bu dönemden kalma başlıca yapılardır.
Plutonium, Hierapolis’in en ilginç noktalarından biridir. Doğal karbondioksit gazının biriktiği bu mağara çukuruna, antik çağda hayvanlar sürülür; hayvanların bayılması “ölüm tanrısının gücü” olarak yorumlanırdı. Günümüzde çevrelenerek ziyaretçilerden korunmaktadır.
Aziz Philip’in Şehri
Hristiyanlık tarihinde de özel bir yeri olan Hierapolis, İsa’nın on iki havarisinden Aziz Philip’in yaklaşık M.S. 80 yılında şehit edildiği yer olarak bilinir. 2011’de gerçekleştirilen kazılarda Aziz Philip’in mezarının bulunduğu iddia edilen yapı gün ışığına çıkarılmıştır.
UNESCO Dünya Mirası
Pamukkale – Hierapolis, 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Hem doğal (travertenler) hem kültürel (antik kent) değerler bakımından çifte statü taşıyan bu alan, Türkiye’nin en değerli mirası arasında yer alır.
Listeye alındıktan sonra artan turist baskısı ve eski dönemlerde havuzlarda klorin kullanımı kalsiyum rengi üzerinde olumsuz etkiler yaratmıştı. Günümüzde yalnızca özel bölgelere izin veriliyor; çoğu terasta ayakkabısız, sahil havlularıyla yürüyüş yasaktır.
Antik Havuz: Sütunların Arasında Yüzmek
Hierapolis’in en özgün deneyimlerinden biri, antik kentin ortasında yer alan Kleopatra Havuzu‘dur. Roma döneminden kalma sütun parçaları havuzun dibinde durmaktadır; yaklaşık 36°C sıcaklıktaki minarelli suda bu kalıntıların arasında yüzmek tarihin içine dalmak gibidir.
Ziyaret Önerileri
Erken saatlerde gelin. Sabah 07.00-09.00 arasında travertenler kalabalıktan arınmış ve serin olur; gün ışığı beyaz kalsiyumu daha parlak gösterir.
Gün batımına kalın. Travertenler, turuncu güneş ışığında altın sarısına döner; bu saat fotoğrafçılar için en değerli andır.
Yürüyüş güzergahını planlayın. Hierapolis girişinden güneye inen ana travertenler; ardından nekropolis, tiyatro ve Martyrion ziyareti yaklaşık 4-5 saatlik bir program oluşturur.
Pamukkale, jeotermal suların yarattığı bir şaheser olmakla kalmayıp insan uygarlığının binlerce yıllık katmanlarını da barındırır. Beyaz terasların üzerinde yürürken, hem doğanın hem tarihin içinde olduğunuzu hissedersiniz.
